Kekemelik, Mizaç ve Kaygı

Takipçilerimiz arasında ebeveynler kadar dil ve konuşma terapistleri ve öğrencilerinin de olduğunu farkedince AKADEMİK adı altında bir kategori daha açmaya karar verdik. Alanla ilgili yaptığımız güncel araştırmaları, dili halka/alan dışı kişiler için biraz daha ağır olan yazıları bu kategori altında paylaşacağız. Siz de bu konularla ilgili okuduklarınızı ve öğrendiklerinizi yorum yaparak bizimle paylaşabilirsiniz 🙂

Hepinize iyi okumalar…

Okul Öncesi Çocuklarda Kekemelik, Mizaç ve Kaygı

Kekemelik tipik olarak okul öncesi yıllarda başlar. Bu da kekemelik terapisinin en etkili olabileceği zamandır. Kekemeliğin olumsuz sonuçları erken çocukluk döneminde de başlayabilir. Örneğin kekemeliği olan okul öncesi çocuklar, diğer çocuklara göre iletişim konusunda daha olumsuz bir tutum sergileyebilirler. Bu alay, zorbalık, sosyal izolasyon ve reddetmeyi içereren olumsuz sosyal deneyimler çocukluk ve ergenlik boyunca devam eder. Bu deneyimler aynı zamanda anksiyetenin gelişmesine de yol açabilir (Iverach Menzies, OBrian, Packman, & Onslow, 2011; Iverach & Rapee, 2014; Smith, lverach, O’Brian, Kefalianos ve Reilly, 2014)

Kekemelikte anksiyeteyi önlemeye çalışmak için kekemelik ve anksiyete başlangıcını etkileyebilecek faktörleri anlamak gerekir. Böyle bir faktör mizaçtır. Mizaç, eşsiz doğamızı ya da çevremizdeki dünyaya davranış ve tepki verme şeklimizi ifade eder. Mizaç tipik olarak doğumdan hemen sonra gözlemlenebilir ve genetik olarak belirlendiği düşünülmektedir (Goldsmith ve diğerleri, 1987; Saudino, 2005).

Anksiyete hayatta kalma içgüdülerimizin bir parçasıdır. Bu anksiyete bizi tehdit edici bir durumdan zaralardan koruduğu ve performansımızı artırdığı zamanlarda faydalıdır. Ancak aşırı olduğunda bir problem haline gelir, günlük işleyişe müdehale eder.

Araştırma kanıtları kekemeliğe sık sık anksiyetenin eşlik ettiğini göstermektedir. Önemli olarak, kekemelik terapisi almak isteyen yetişkinlerin % 22-60’ı sosyal anksiyete bozukluğu ile teşhis edilebilir (Blumgart, Tran, & Craig, 2010; Iverach ve diğerleri, 2009; Menzies ve diğerleri 2008; Stein, Baird ve Walker, 1996). Son dönemlerde yapılan araştırmalar, konuşma kliniğine başvuran okul çağındaki çocukların yaklaşık üçte birinin sosyal anksiyete bozukluğu için kriterleri karşıladığını da doğrulamıştır (Iverach ve diğerleri, 2016)

Yetişkinlikte, endişe genellikle yeni insanlarla tanışma, sunum yapma ve partilerde sosyalleşme gibi çok çeşitli durumlarda ortaya çıkar. Sosyal anksiyete bozukluğu sıklıkla düşük özgüven, düşük eğitim, işsizlik, finansal bağımlılık ve sosyal durumlarda düşük sosyo-ekonomik statü ile ilişkilidir. Risk faktörleri arasında genetik yatkınlıklar, erken bilişsel önyargılar, olumsuz akran deneyimleri, ebeveynlerle ilişkiler, yaş, cinsiyet ve kültür ve mizaç vardır. Araştırmalar, erken çocukluk döneminde davranışsal olarak bastırılan çocukların, ergenlikte sosyal kaygı bozukluğu tanısı alma ihtimalinin anlamlı derecede daha fazla olduğunu göstermiştir (Chronis-Tuscano ve diğerleri, 2009; Schwartz, Snidman ve Kagan, 1999).

Kefalianos ve arkadaşları’nın yaptığı (2012) gözden geçirmede, kekemeliğe sahip çocukların kekemeliği olmayan kontrol grubundaki çocuklara kıyasla, daha düşük adaptasyon, düşük dikkat süresi, daha yüksek aktivite seviyeleri ve daha olumsuz bir ruh hali gösterdiği bulundu. Prospektif yapılan bir araştırmada ise, okul öncesi çocuklarının kekemelik başlamadan önce mizaçta anksiyete öncüllerini göstermediği gösterildi. Kekemelikte mizaç ile kaygı arasındaki ilişkiyi net olarak anlamak için kekemeliğin başlamasından önce ulaşılan çocukların uzunlamasına çalışmaları gerekmektedir. Şu an ulaşılan araştırma sonuçları yetersizdir. 13 çalışmayı gözden geçiren Smith ve meslektaşları, kekemeliğe sahip olan çocuklarda anksiyete prevalansının ve zamanlamasının belirlenemediği sonucuna varmıştır.

Yapılan araştırma kanıtlarına dayanarak, erken çocukluk döneminde mizaç, kekemelik başlangıcının öncülü değil daha sonraki çocukluk, ergenlik veya yetişkinlikte ortaya çıkan anksiyetenin öncüsüdür denilebilir.

Klinisyenin aileye kekemelik hakkında bilgi vermesi önemlidir, çünkü ebeveynin kekemelik hakkındaki inancı, kekemeliğe tepkilerini, nasıl terapi verileceği hakkındaki fikirlerini etkileyebilir. Klinisyen, ebeveynlere kekemeliğin kaygıdan kaynaklanmadığına garanti verebilir. Bununla birlikte, kekemeliğe olan olumsuz tepkileri ve anksiyete gelişimi için risk faktörleri tartışabilir.

Sosyal anksiyete bozukluğu terapiye en çok direnç gösteren anksiyete bozukluğudur. Bazı durumlarda psikoloğa yönlendirmek gerekebilir. Bununla birlikte, vakaların çoğunda, yönlendirilme gerekmeyecektir.Örneğin, okul öncesi çocuk anksiyeteli olmayabilir veya kekemelik için bazı olumsuz tepkiler, düşünceler veya duygular gibi anksiyete riski için minimal göstergeler gösterebilir. Klinisyenler kekemeliğe sahip okul öncesi çocukları ve ailelerini destekleyebilecek çeşitli becerilere sahiptir. Olumsuz akran deneyimlerinde problem çözmeyi kolaylaştırmak, anaokulu veya kreşlerde çocuğu desteklemek ve çocuğun konuşma ile ilgili olmayan gelişim alanlarındaki güçlü yönlerini geliştirmeye teşvik etmek terapi kapsamındadır.

Bazı çocukların ebeveynleri, çocuklarının kekemeliklerine ilişkin kaygı yaşayabilir. Örneğin, çocuklarının sosyal durumlarda konuşması gerektiğinde endişelenen bir ebeveyn, çocuğun konuşma fırsatlarını azaltabilir veya çocuğun bu durumlardan kaçmasına izin verebilir. Sonuç olarak, çocuk sosyal ve konuşma durumlarının tehdit edici olduğunu öğrenebilir ve bu çocuktaki sosyal korkuların gelişmesine katkıda bulunabilir. Bir ebeveyn kaygı belirtileri gösterdiğinde, dil ve konuşma terapisti ebeveyn için fırsatlar sağlayabilir, endişelerini tartışabilir.

Okul öncesi yıllar, kekemelikten kurtulma ve sonrasında endişenin gelişmesi için kritik bir dönemi temsil eder. Kekemeliğin potansiyel sosyal-duygusal etkilerini göz önünde bulundurarak kekemelik ile ilgili kapsamlı bir değerlendirme sunmak konuşma dili patoloğunun sorumluluğudur. Bu değerlendirmeye dayanarak, her çocuk için en uygun klinik yönetim, kekemelik müdahalesinin zamanlaması ve gereken psikolojik destek seviyesi belirlenebilir.

 

Kaynak;

Lisa Iverach, Kylie Smith, Stuttering, Temperament, and Anxiety in Preschool Children 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir